Heyecandan basamaklara takılıyordum.
Hayatımda isteyerek yapacağım ilk şeydi.
Ayağım tekrar basamaklardan birine takıldı ve düştüm.
Burnum kanıyor ve ön dişlerimden biri yerinden oynuyordu.
Sallanan dişimi sağ elimle kopardım.
Gece olduğundan pencere camlarından kendimi görebiliyordum.
Gülümsedim, ön dişlerim olmadan iğrenç bir gülümsemem vardı.
Basamakları heyecanla çıkmaya devam ettim...
Çatıya ulaşmıştım...
Altımda tüm şehrin ışıkları ve biraz ileride karanlık orman vardı.
Aşağıya doğru bakarken burnumdan ve ağzımdan akan kanları fark ettim.
Tekrar karanlık ormana baktım.
Sessizlik, karanlık...
Kendimi bıraktım...
Düşmek... düşmek huzur vericiydi.
Bir kaç tel kalan saçlarımın mutluluğunu bile hissedebiliyordum.
Yere yaklaşırken gözlerimi kapattım
Bekledim...
Korna sesleri vardı,
Bu olmamalıydı!
Gözlerimi açtım ve yerde yatıyordum.
Kalktım, düştüğüm yere baktım,
Oyuğu gördüm.
Karanlığa koştum,
"Neler oluyor?" diye bağırdım.
Birileri gülüyordu.
Kıkırdamalar duydum.
Hemen sonra, kulağımın yakınında duyduğum bir ses:
"Ölemezsin" dedi.
Haklıydı, hala buradaydım.
Zeko'ya...
Zeko'ya...